avrasayada runik kaynaklar
İpek Yolunun izlediği güzergah. Bilindiği gibi İpek yolu, Çin den başlayıp İngiltere’de biten en eski ticaret yoludur. Çin de üretilen ipek ve baharat, Çin’in kuzeyindeki bölgelerde üretilen madenler ve değerli taşlar Hindistan’da üretilen baharat ve tekstil ürünleri, bu yolun geçtiği diğer ülkelerde üretilen kürk, tahıl, yağ ve şarap, bal gibi diğer ürünlerle birlikte Avrupa’ya İpek yolu ve buna bağlı ticaret yollarıyla ulaşmaktadır. İpek Yolu, Hazar Denizine geldiğinde iki kola ayrılır.Bir kol Hazar Denizi’nin güneyinden Ortadoğu ve Arap Yarımadasına, oradan kara ve deniz yoluyla Mısır, Kuzey Afrika ülkeleri, gemilerle Akdeniz’e kıyısı olan Anadolu, Bizans ve diğer Avrupa ülkelerine ulaşır.İlk başlarda uzun süre bu yol kullanılmıştır. Bugün İpek Yolu denince de akla bu güzergah gelir. Diğer kol ise Hazar Denizi’nin kuzeyinden Avrasya’ya , gemilerle Karadeniz’e kıyısı olan Anadolu kentlerine, Bizans’a , Tuna Nehri ve kolları vaıstasıyla Orta Avrupa’ya, Volga , Don ve Dinyeper nehirleri ve bu nehirlere bağlı su yolları vaıstasıyla Baltık Denizine, oradan da İskandinav ülkelerine , Kuzey Avrupa ülkelerine ve İngiltere’ye kadar ulaşır.Bu yol daha geç dönemlerde kullanılmaya başlanmıştır. İklimin ve tabiat koşullarının zorluğunun bunda payı fazladır. Avrupa’nın güney kıyılarının dağlık olması (Pirene , Alpler ve Balkan dağları), Akdeniz yoluyla gelen ticaret mallarının orta ve kuzey Avrupa’ya geçmesinde önemli engel teşkil etmektedir. Bu nedenle Hazar Denizinin kuzeyinden geçen ve Avrupa’daki su yolları ile, Baltık ve Kuzey denizini kullanan ticaret yolu , orta ve kuzey Avrupa ülkeleri için daha fazla önem taşımaktadır.
İpekyolu’nun Avrupa BölümüHarita, aşağıdaki adreste daha büyük boyutta ve net olarak incelenebilir.http://www.city.sumy.ua/history/ukraine/6!.html Tarih, İpek Yolunun kontrolü için yapılan savaşlarla doludur. Bu yolun tümünü bir kavmin kontrol etmesi şüphesiz imkansızdır. Bu yolun değişik bölümleri, değişik dönemlerde, farklı kavimlerce kontrol altında tutulmuştur. Ve bu kontrol ölçüsünde bu kavimler büyümüş ve kontrolü kaybedince de küçülmüş, parçalanmış, yok olmuşlardır. Aynı dönemde, değişik bölümlerini kontrol eden kavimler birbirleri ile işbirliği yapmışlardır.Ticaret ve Yazı. Eski dönemlerde başlıca dört ekonomik faaliyetten bahsedebiliriz.
-Tarım,
-Hayvancılık,
-Zanaatkarlık ( Demir, tekstil, ahşap, Taş işlemeciliği, vs),
-Ticaret.
Yazı bilmeden ticaret dışındaki faaliyetleri yürütebilirsiniz. Ancak yazı bilmeden ticaret yapamazsınız.
Alınıp verilen malların dökümünden, yapılan ahitleşmelere kadar, yazı, ticaretin her safhasında gerekli olmuştur. Bulunan en eski yazıtların ticaret anlaşmaları olduğu bu gerçeği kanıtlar.
Ticaret yapmak istediğiniz bir toplum, yazıyı bilmiyorsa önce yazıyı öğretmelisiniz.
Dünyanın en eski ve en büyük ticaret yolu kuşkusuz İpek Yoludur .
İpek yolunun Orta Asya bölümü, uzun yıllar değişik Türkçe konuşan kavimlerinin kontrolü altında kalmış ve bizzat ticareti de Türkçe konuşan kavimler yapmıştır.
Hun İmparatoru. Atilla’nın, Roma ve Bizanslılarla, savaş sonrası yaptığı her anlaşmanın değişmez maddesi, Hunlu tüccarlara Roma ve Bizans şehirlerinde imtiyazlı ticaret yapma hakkıdır. (Prof. Şerif Baştav - Büyük Hun Kağanı Atilla- Kültür Bak. Yayını No:2077 Ankara 1998)
Uzun yıllar İpek yolunun Hazar denizinin güneyinden geçen güzergahı kullanılmıştır. Bu güzergahta kullanılan en önemli yazı da şüphesiz Runik diye adlandırılan ve bu yazıdan türetilmiş yazılardır. Kavimler, İpek Yolu vaıstasıyla, malları aldıkları doğularındaki ülkelerden öğrendikleri yazı ve alfabeyi kendi dillerine adapte ederek kullanmışlar kendi alfabelerini oluşturmuşlar, malları sattıkları batılarındaki ülkelere de yazıyı ve alfabeyi öğretmişler. Fenikeli tüccarlar Runik yazının Avrupa’da yaygınlaşmasında önemli rol oynamışlardır.Malları temin ettikleri doğularındaki toplumlardan öğrenip kendi dillerine uyarladıkları Runik alfabeyi, sırasıyla önce Anadolu’daki Likyalılara ve Firigyalılara öğretmişlerdir. Anadolu’dan İtalya’ya geçen Etrüskler, Runik yazıyının Avrupa’ya yayılmasına neden olmuşlardır. Greek kavimlerinin Anadolu’da Firig ve Lidyalılardan öğrendikleri ve kendi dillerine adapte ettikleri Runik yazı Roma İmparatorluğu döneminde latin alfabesi olarak Tarih sahnesine çıkmıştır.
Antalya Elmalı timülüsünden çıkan eski Frig yazısında kullanılan Runik semboller ve yazıya bir örnek (Antalya müzesi) 
Arkaik Grek diye tanımlanan yazıtlarından bazılarında kullanılan Runik semboller ve yazıt örnekleri.( L. H Jeffery, The Local Scripts of Archaic Greece, Oxford 1961-1969) Gerek Eski Frigçe gereksede Arkaik Grekçe olarak sınıflandırılan yazıtlarda, Göktürk yazıtlarındaki gibi kelime ayıracı iki veya üç nokta üst üste şeklinde kullanılmış. Semboller de büyük oranda benzemektedir. Arap yarımadasında yaşıyan kavimler de Runik yazıyı kendi dilleri ne adapte etmişlerdir. 
Arap yarımadasında bulunan yazıtlarda kullanılan Runik semboller . www.ancientscripts.com
Kuzey Afrika’da yaşayan Berberi kabileleri (Ticaretle uğraşanları) de bir dönem Runik yazıyı kullanmışlardır. www.ancientscripts.com Hazar Denizi ve Karadeniz’in Kuzeyinde ise Runik yazıyı ilk kullananlar Orta Asya’dan bölgeye gelen İskitlerdir. İskitlerden sonra bölgeye hakim olan kavimler de Runik yazıyı kullanmışlardır. İ.S. 1. yüzyılda Bugünkü İsveç’in güneyindeki anayurtları Gotaland’dan Karadeniz’in kuzeyine gelen Gotlar da (Anayurtlarında o dönemde yazıyı bilmiyorlardı) Runik yazıyı İskit ve komşusu oldukları Türkçe konuşan kavimlerden öğrendiler. Ve kendi dillerine adapte edip, kendi yazı sistemlerini oluşturdular. Kırımda egemenlik kuran Got Kralı Hermanarik (Germanarik) Hıristiyan olunca , Hıristiyanlığı kabul etmeyip kendi pagan inancını koruyan bir kısım Got kavmi, (kralları Odin’in önderliğinde) anayurtları Gotaland’a (İsveç) geri dönerek Viking kralığını kurar. İskandinavya’ya Runik yazı da bu vesileyle gelir. Gotlar, Roma ve Bizans ile yakın ilişkilerine rağmen Hıristiyan kavimlerin kullandığı Latin yazısını değil kendileri gibi pagan inancındaki komşu oldukları bir kısmı Türkçe konuşan İskit ve Hun Kavimlerinin kullandıkları şekliyle runik yazıyı alıp kendi dillerine adapte ederler. 10. yy a kadar pagan inançlarını koruyan Nordik toplumlar Runik yazıyı 17. yy a kadar kullanırlar. Özetle İpek yolu, aynı zamanda Runik yazının yayılma yoludur. Türk kavimlerinde bilinen en meşhur Runik yazılar kuşkusuz Orhun ve Yenisey yazıtlarıdır. Edebi ve sistematik olarak 6.yy da en mükemmel haliyle kullanılan Göktürk Runik yazısı, bugün Türkçe dediğimiz dili kullanan kavimlerin binlerce yıl süren resim- piktogram- tamga aşamalarından geçerek Orhun ve Yenisey’deki seviyesine ulaşmıştır.
Orhun –Yenisey Göktürk
Runik yazısından örnekler. 6.yy Son yapılan arkeolojik kazılar, Runik yazının Orta Asya’da binlerce yıldan beri evrimini yaşayıp kullanıldığına dair bize bulgular vermektedir.
Türkmenistan’da , Anau antik kentinde kazılardan çıkan yaklaşık 4300 (İ.Ö. 2300) yıllık Runik mühür. www.upenn.edu/museum/News/hiebert-seal.html
Bugünkü Pakistan’da, eski yerleşim şehri Harappa’da bulunan Yaklaşık 5500 yıllık (İ.Ö. 3500) Runik yazı. http://news.bbc.co.uk/hi/english/sci/tech/newsid_334000/334517.stm Uzmanlara göre : 5500 yıllık olabilir ... Pakistan kazılarından çıkarılan, bilinen ilk yazılı örnek ..... Çömlek üzerine yazılmış bilinen diğer yazılardan daha eski .... Sümer ve Mezopotamya yazıtlarıyla aynı veya az eski döneme ait olabilir.... Ancak bazı önemli problemler var, bu semboller İndüs dilinde ne anlama geliyor, kimse bilmiyor..... Harrappa (çok önceleri bulunan, Rosetta taşı ) yazıtlarıyla benzerlik göstermiyor......Bu keşif, yazının orjini konusundaki tartışmalara yeni bir konu ekleyecektir.....Bu yazı, muhtemelen İsadan önce 3500 ile 3100 yılları arasında, en az, Mısır- Mezopotamya ve Harrappa bölgelerindeki kadar, bağımsız gelişmiş bir yazıdır, diyebiliriz. Bu yazı üzerinde, Göktürk alfabesi ve yazı sistemini kullanarak yaptığım okuma denemesi ; Sağdan sola okunuşu; "İnil Gök (Kök) alan", anlamı; “Gökten ineni alan”, yani “kuş satın alan” dır.
Muhtemelen Türkçe bilmeyen ve kuş alım satımıyla uğraşan bir Harappa’lı tüccar tarafından, kendini Türk toplumlarında tanıtmak amacıyla, Türkçe bilen birine yaptırılmış olabilir. Türk toplumlarıyla karşılaştığında bu yazıyı gösterdiğinde, kendisini Kuş pazarına veya satıcılarına götürüyorlardı herhalde. Gök veya Kök kelimesindeki sembol K nın simetrisi de olabilir. Bu durumda ortaya kuş şeklinde bir piktogram çıkar ki, bu da okuma bilmese bile kişinin “kuş“ aradığını karşıdakinin anlamasına yardımcı olur.Bugün hala Pakistan ve Afganistan’ın kuzeyi ile Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan da, av için, Doğan, Atmaca, Şahin, Kartal gibi vahşi hayvanlar evcilleştirilmekte, bu hayvanlara Arap şeyhleri oldukça yüksek meblağlar ödemektedirler. Harappa da bu bölgeye çok yakın, eski bir ticaret şehridir. Ayrıca eski Çin kaynaklarında bazı Türk kabilelerinin papağan besledikleri belirtilmektedir.Runik yazıyı kullanan tüm diğer kavimler, alfabelerinde sembolleri seslerle eşleştirirken, Göktürk yazıtlarında görüldüğü gibi, sembollerin hecelerle eşleştirilmesinin yanı sıra, sembollerin, piktogram ve damgalara uygun seçilmesi de - (e)B =ev, (a)T= at, (o)K=ok vs. - runik yazının mucidinin, bugün türkçe dediğimiz dili kullanan kavimler olduğunu bize işaret etmektedir.
Göktürk’lerden sonra Türkler gene Runik yazının geliştirilmesi sonucu oluşmuş olan Sogd ve Uygur alfabelerini yaygın şekilde kullanmışlardır. Aşguzai - İskit – Scyth – Saka İskitlerle ilgili Bizans ve Arap yazarların eserleri, ve Arkeolojik buluntular bize oldukça detaylı bilgiler vermektedir. Karadeniz’in kuzey kıyılarından başlayarak Avrasya’yı, MÖ- 7.yy ile 4.yy arasında kontrolleri altında tutan bu halkın kökeni (orijini) hakkında bilim dünyasında çelişkili tespitler yapılmaktadır. Çoğunlukla bu kavimin orijini İrani (indo-europan) kabul edilmektedir. Bir kısım bilim adamı da bu kavmin Turani olduğunu kabul etmektedir. Bu kavmin İrani (Aryan) olarak kabul edilmesinin temel nedeni, Ermeni ve Süryani kayıtlarinda geçen birkaç kelimenin, indo-europa kökenli olmasıdır. Hem Tarihi kaynaklar, hem arkeolojik buluntular, hem de son yıllarda yapılan runik yazı çalışmaları, bize İskitlerin Turani bir kavim ve Altay orijinli olduğunu ispatlar. 1970 yılında bulunan Esik kurganından çıkan İskit içki kupasındaki runik yazının Prof. Musabayev (Kazakistan Bilimler Akademisi) tarafından Türkçe olarak okunması, ve diğer runik yazı uzmanlarınca yapılan çalışmalar için aşağıdaki adres incelenebilir.
|
Http://www.lostlanguages.com/saka.htm Esik Kurganından çıkan İskit kupasındaki runik yazı. |
http://mkatz.web.wesleyan.edu/grk101/linked_pages/grk101.scythian_archers.html Herodot tan öğrendiğimize göre İskit denilen halklar üç farklı yaşama şekli gösteren kabilelerden oluşmaktadır. Bunlardan birincisi Çiftçi İskitler : Bunlar yerleşik düzende çiftçilik yapmaktadırlar. İkinci gurup Göçebe İskitlerdir. Bunlar daha çok hayvancılık yapan, at , inek ve koyun sürüleri ile göçebe yaşam süren İskitlerdir.Üçüncü ve son gurup ise Şahane (Royal) İskitlerdir. Şahane İskitler diğer İskitleri köleleri gibi görürler. Savaşçıdırlar. İskitlerin en kalabalık ve yiğit olanlarıdır. Bu üç farklı İskit guruplarının da farklı coğrafyalarda olduğunu göz önüne almalıyız. Bu ifadelerden anlaşılıyor ki, İskitleri homojen bir halk olarak almak yanlıştır. Benzer giyim, inanç , dil vs. gibi kültürel anlamda ortak özellikler gösteren farklı klan ve boyların hakim unsur olarak Şahane İskitler tarafından yönetildiği bir devlet yapısı olarak ele almak bizce daha doğrudur.Herodot da anlatılan İskitlere ait kültürel öğelerin de, hakim unsur olan Şahane İskitlere ait olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Herodot da İskitlerin orijini hakkında Greek ve bazı İskitler arasındaki söylenceler anlatıldıktan sonra, Herodot un da bizzat “Ben de bunu –bu görüşü – tutuyorum” dediği görüşe göre İskitler Asya’da yerleşikken Masagetlerle yaptıkları savaşta yenilip Aras (Araxes) nehrini geçerek Kimmer’lerin ülkesine gelirler. Ve Kimmerlerin boşaltıp kaçtığı bu bölgeyi yurt tutarlar. Masagetlerin, Med (Pers) kralı Kyrusla yaptığı savaşı birinci kitabında detaylı olarak anlatan Herodot’un İskitleri İrani veyahut Pers olarak tanıtmaması, Asya’dan geldikleri fikrini savunması , Massagetlerin İskitlerle benzer kültürel özellikler taşıdığı ve “İskit soyundan olduğunu söyleyenler vardır” demesi, Massagetlerin Hazar denizininin kuzey doğusunda yaşadıkları yani Ural dağlarının güney eteklerinde bulundukları göz önüne alırsak, İskitlerin de bir Turani kavim olmasının, İrani bir kavim olmasından daha güçlü bir olasılık olduğunu görürüz. Kültürel öğelere gelince. Herodot, 4. Kitabının başında, İskitlerin kısrak sütünden bir tür içki elde ettiklerini, ince detaylarına kadar anlatmaktadır. Bu içkiye Türkler “Kımız” derler. Bugün de Orta Asya’da pek çok Türk toplulukları hala bu içkiyi yapar ve kullanırlar. Çin kaynakları da Kımız olarak adlandırılan bu içkinin sadece Türk kavimlerine has bir içki olduğunu söylerler. Bu güne kadar Türklerden ve yakın akrabaları olan Moğollardan başka bu içkiyi kullanan başka bir kavmin olduğu hiçbir kaynakta yoktur. Sadece Kımız içmeleri bile onların Turani bir kavim olduğunu ispatlamaya yeter. Diğer kültürel öğelere gelince (Herodot 4. Kitap ), İskitler, Türkler gibi, kurban edilecek hayvanı iple boğarak, kan dökmeden öldürürler.Türkler gibi domuz beslemez ve kurban etmezler, en çok At kurban ederler.Çin kaynaklarında da Türk toplumlarının domuz beslemediği özellikle ayırt edici özellik olarak belirtilir.Diğer Türklerde de olduğu gibi en nefret ettikleri düşmanlarının kafataslarından içki kadehi yaparlar. Kralları ölünce diğer Türk kavimlerinde de görüldüğü gibi halkı saçlarını kesip, yüz ve vücutlarında yaralar açarlar. Mezarına eşlerinden birisi, hizmetçileri ve atları, boğularak konur. Kralın sağlığında kullandığı eşyaları (Silahları), içki kupaları ile beraber mezara konur. Mezar dikdörtgen şeklinde kazılmış toprağa mızraklar çepeçevre yere saplanır ve üzeri sazlarla örtülür. Bir tür oda oluşturulur. Daha sonra mezarın üstü toprakla kapatılıp, üzerinde bir tepe oluşturulacak şekilde toprak ve taş yığılır. Ölümün 1. Yılında gene kralın atları ve adamları boğularak kurban edilir, kurban edilen atların içlerine saman doldurulup, mezar çevresindeki kazıklara takılır. Bu mezarlarla ilgili Herodot’un yazdıkları ile Pazırık gibi diğer kurganında yapılan arkeolojik çalışmalar birbirini desteklemektedir. Yapılan Arkeolojik kazılarda, İskit mezarlarında silahları ile gömülmüş kadın savaşçılar da bulunmuştur. Bu durum da diğer Türk toplumlarında çok sık rastlanan bir durumdur. Türk toplumlarında da kadının statüsü yüksektir. Çoğu zaman erkekleri ile beraber silah kuşanıp savaşa gitme sık görülen bir durumdur. İskit kurganlarında bol miktarda geyik ve kartal motifli eşyalar bulunmuştur. Geyik ve kartal, Altay ve Türk mitolojisinde oldukça fazla yer alan, çok önemli iki hayvandır. Greek ve Bizans kaynaklarında geçen İskitlere ait isimlerle ve İskit diline ait olduğu kabul gören kelimelerin orijini çalışmalarıyla ilgili olarak aşağıdaki adresler incelenebilir. http://www.lostlanguages.com/scythian.htmhttp://www2.4dcomm.com/millenia/scythwrd.htmlhttp://www2.4dcomm.com/millenia/scytha.htmlhttp://www.kafkas.org.tr/english/ANALIZ/karacaylarin%20tarihi2.html Günümüz bilim adamlarında çok sık rastlanan bir yanlışa da burada değinmek istiyoruz. Yaygın olan yanlış görüş şudur: “Greek ve Bizans kaynaklarında Karadeniz’in kuzeyindeki bütün barbar kavimlere İskit denmektedir. Buna Hunlar da dahildir” Kaynaklar bize bunun böyle olmadığını göstermektedir.Herodot da Androphak lar , Taurisler, Agathirisler, Sauromatlar, Gelonlar, Melankhlenoslar ve Budinler İskitlerden ayrı kavimler olarak belirtilmişlerdir.Herodot; “Androphak lar İskitler gibi giyinirler ama dilleri ayrıdır” , “Melankhlenoslar siyah elbise giyerler ama İskitlerin geleneklerine uyarlar.”, “Gelonlar’ın dili Greek ve İskitçe karışımı bir dildir” demiştir. Bu yanlış anlayışın nedeni bizce şudur;İskitler devlet olarak tarih sahnesinden çekilmişler ancak İskitleri oluşturan halklar, giyim, inanç, dil ve yazı gibi kültürel özelliklerini koruyarak ya başka isimler altında yeni devletler kurmuşlar , ya başka kavimlerle birleşip yeni bir kavim oluşturmuşlar ya da diğer devletlerin içinde yaşamlarını devam ettirmiş veya asimile olmuşlar.Yani Bizans kaynakları, İskitlerin mirasçısı olan, İskitler gibi konuşan, giyinen, yazan, yaşayan , inançlara sahip olan kavimlere de genel olarak İskit demişlerdir. Eski Arap tarihçi ve seyyahların Slavlara “Sakalibe” demeleri gibi. Konumuzla ilgili olması sebebiyle burada belirtmek lüzumunu hissettiğimiz bir konu da M.S. 568 yılında Bizans’a gelen Göktürk elçilerinin getirdiği mektubun, Bizanslılar tarafından “İskit Harfleri ile yazılmış” mektup olarak anılması, İskitlerin, Hunlar ve Göktürkler gibi runik yazıyı kullanmalarından ileri gelmektedir.Orhun ve Yenisey’de bulunan, edebi olarak en üst aşamasına gelmiş Runik Türk yazısının, o günkü koşullarda evriminin en az 10 YY da oluşacağı göz önünde tutulursa, Runik Türk yazısının ilk ortaya çıkışını M Ö 6. YY ve İskitlere uzanması şaşırtıcı değildir. İskitlerle ilgili bazı eski Greek seramiklerinde yer alan resimlerde İskitlerin giyimleri hakkında bilgi edinmemiz mümkündür. Aşağıdaki adres ve devamındaki sayfalarda bu seramikler hakkında daha fazla bilgi ve resim vardır.http://mkatz.web.wesleyan.edu/grk101/linked_pages/grk101.scythian_archers.html Bu resimlerden de anlaşılacağı gibi, İskitler, kürk parçalarının birleştirilmesinden oluşan giysiler giymektedirler.Göze çarpan iki farklı karakteristik olgu daha vardır. Pantolon ve başlıklar.Eski Çin kaynaklarında da belirtildiği gibi, pantolon, Türk boylarının ayırt edici özelliğidir.Başlıklar ise deri veya keçeden yapılma olup bugün benzerleri hala Altay’larda kullanılmaktadır.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Kürk elbisesi ile Bir İskit savaşçısı.Greek Vazosu MÖ. 500 | Aynı dönem Greek Tabağında İskit ve Greek savaşçısı. | Kürkten elbise ve pantolon giyen İskit okçusu. MÖ.500 Greek Tabağı. | Altay’da Kürkten elbisesi ve metal aksesuarlarla süslenmiş başlığı ile bir Şaman. MS 2000 |
Gotların, Karadeniz’in kuzeyindeki hakimiyet kurdukları dönemde, (İ.S.200-350), Ural Dağlarıyla Hazar Denizi arasındaki bozkırlarda, daha sonra Avrupa Hunları diye adlandırılacak Orta Asya dan çeşitli nedenlerle göceden kabilelerin biriktiğini görmekteyiz. Gotlar Karadeniz’in kuzeyine yerleştikleri bu dönemde otokton yerli halklarla (Slav-Sakalibe gibi) , İskit ve Sarmatların bakiyeleri ile ve sonradan da bozkırdaki Turani Hun kavimleriyle kaynaşmıştır Kırımda Hermanarik (Germanarik) in krallığı altında Karadeniz üzerindeki ticareti kontrollerine alan Gotlar Bizans ile hem ticari hem de askeri ilişkilerini geliştirirler. Hazar Denizinin Kuzeyinden Bizans ve Avrupa’ya giden ipek yolunu kontrolleri altına alırlar. Masagetlerle birlikte İran ordularına karşı savaşırlar. Gotlarla ilgili ve Hunlarla ilişkisini anlatan en geniş kaynak, Jordanes in Getica isimli eseridir. http://www.boudicca.de/jordanes1-e.htm Bizans, o donemde Runik- Firig ve Likya yazısından geliştirilmiş olan Latin- Greek alfabesini kullanmaktadırlar.Buna rağmen Gotlar, Hıristiyan Bizans’ın kullandığı latin alfabesi yerine kendileri gibi pagan-şaman inancındaki otokton halkın (İskit Sarmat bakiyeleri ) ve doğu komşusu bozkırdaki Turani kavimlerin kullandığı Runik alfabeyi kullanarak kendi dillerine uygun şekilde, soldan sağa yazılan Runik alfabeyi, geliştirip kullanmaya başlarlar. Bu yazı İskandinavya’da 17. yy a kadar kullanılmıştır. Latin alfabesine o dönemden sonra geçilmiştir. Bizans ile girilen ilişkiler sırasında Kral Hermanarik Hıristiyan olur. Got kabilelerine de Hıristiyan olmaları için baskı uygular. Bir kısım Got kabilesi pagan inancını korur. Bunlardan bir kısmı kuzeye ana yurtları İskandinavya’ya (Gotaland) geri göçerken bir kısmı da benzer pagan-şaman inancına sahip olan bozkırdaki Hun kabilelerine katılırlar.Bu durum Got-Germen mitolojisinde Hun’ların menşei konusunda şöyle hikaye edilir; Hermanarik Hıristiyan olunca büyücü Got kadınlarını (pagan-şaman) bozkıra sürer. Bozkırda bu kadınlar kötü ruhlar ve cinlerle birleşirler. Hunlar işte bunların çocuklarıdır.Mitolojiye bu şekilde yansıyan olayın aslı , Hunlar Avrupa içlerine 350 yılından sonra yaptığı akınlarda Hun ordusunda pagan Got kabileler, komutanlar ve askerlerin olmasından da (Fransa yakınlarındaki Katalonya savaşında Hun ordusunda çoğunluk Got asker ve komutanlardır.) anlaşılacağı gibi, Hıristiyan olmayı reddeden Got kavimlerin benzer inanca sahip Hun imparatorluğu içinde yer almalarıdır. Bu kabilelerden bir kısmı Hunlar içinde asimile olmuş dillerini kültürlerini kaybetmiş, bir kısmı Orta Asya orijinli kavimlerle kaynaşmış, bir kısmı ise kültür ve dillerini belli bir müddet korumuşlardır. Bu mitolojik anlatımdan, bazı Got kavimlerinin Turani Hun kavimlerle karışıp melez kavimler-kültürler oluşturduğunu düşünmek ve bugün Kafkaslardaki toplumları oluşturan farklı anatomik-kültürel yapıya (indo europan dil konuşan) sahip toplumları anlamak, Gotik mimari tarzın bazı kafkas toplumların kültürüne nereden geldiğini de anlamak belki mümkün olur. Tersine bir durumda söz konusudur. Yani merkezi Hun otoritesine çeşitli nedenlerle baş kaldırmış, isyan etmiş Hun birliği içindeki bazı kabileler de Gotlara katılmış, Hunların Avrupa içlerine yaptıkları akınlarda Hunlara karşı Gotlarla birlikte savaşmışlardır. Vizigot ordularında cok sayıda Hun asker ve komutan olduğu Tarihi kaynaklarda yazar. Tabi bu kabilelerin bir kısmı Hıristiyan olmuş, ve asimile olmuşlar bir kısmı Got kavimleriyle kaynaşarak melez kültürleri oluşturmuş, bir kısmı da benliklerini uzun müddet korumuşlar sonra yok olmuşlardır. Gözden kaçan en önemli nokta Hunların İmparatorluk (imparatoluk kavramını yeni bir kavram olarak kabul edersek) diğer anlamda kabile konfederasyonları şeklinde olduklarıdır. Bu tip devlet örgütlenmeleri Krallık gibi tek bir etnik topluluğun hükümranlığı değillerdir. Dolayısıyla pek çok etnik unsur da hem tebaa hem de yönetici konumundadır. Dahası imparatorluğun merkezi yapısında farklı etnik kökenlerden gelen şahısların olması ve birden fazla dilin konuşulup kabul görmesi normaldir. Hunların içindeki pekçok kavme Jordanes de İskit kavimleri denmesinin nedeni Hun ve İskit devletlerinde merkezi yönetimde bulunan kavimin Runik yazı da dahil benzer kültürel ögeler taşımasıdır. Hunların merkezi yönetici kavminin Türk dili konuştuğu (dolayısıyla da Türk etnik kökenli olduğu) birçok batılı bilim adamınca da kabul görür. (Denis Sinor,Erken İç Asya Tarihi, -Early Inner Asia -Oxford Yayınları S 277) Hunların Avrupa’ya doğru harekete geçmesi ile Hun İmparatoru Atilla, önce Hermanarik in Kırım’da kurduğu kırallığı egemenliği altına almış, ve kendisine bağlı olan Hunimund’u (Hun ağızlı- Hun gibi konuşan) Gotlara kral yapmıştı. Sonuçta biliyoruz ki Hunlar bütün direnmelere rağmen Avrupa’yı büyük ölçüde kontrol altına almış Bizans ve Batı Roma İmparatorluğunu haraca bağlamış Alplerin kuzeyinde kalan Tüm Avrupa’yı da kontrolleri altına almışlardır.
Bu hakimiyet sahası, bilim adamlarının da çizdiği gibi bugünkü Almanya Danimarka ve Gotların ana yurdu olan İsveç’in güneyindeki Gotaland ı da içerisine alır. (Türk Dünyası Kültür Atlası Sayfa 94-95 deki Harita. T.K.H.V. yayınları.) Hunlar tarih sahnesinden çekilince Avrupa’nın bu günkü coğrafyası kabaca şekillenmiş olmaktadır.Bugünkü Avrupa’da bulunan Alman İngiliz Fransızlar başta olmak üzere pek çok devletin önemli etnik unsurunu oluşturan Keltler, Saksonlar, Franklar, Germanlar, Vikingler, Macarlar Gotların ve Hunların bakiyeleridir. Gotik kavimlerle beraber hareket edip Hunların önünden kaçan Turani Hun kavimleri de zaman içinde asimile olup yok oldular. (Macarlar belki de bunların bakiyeleridir.) Viking’ler Bu konuda batılı bilim adamlarınca en güvenilir ve de kabul edilebilir kaynak, 1179 - 1241 yıllarda yaşamış İzlandalı tarih ve destan yazarı, devlet adamı Snorri Sturlason'un Heimskringla isimli eseridir. Bu eserin "The Ynglinga Saga" isimli bölümünde tanrı- kral Odin hakkında konumuzla ilgili bölümler şöyledir: http://sunsite.berkeley.edu/OMACL/Heimskringla/ynglinga.html "Asya’daki Don (Tanaquisl) Nehrinin doğusundaki ülkeye Asaland veya Asaheim (As-a ülkesi) denir. Bu ülkenin başkentine de Asgaard ( As’ların surlu-guard,korumalı- şehri) denir. Bu şehrin Kralı (chief ) Odin idi." (2. bölüm) "..... Odin'in büyük topraklara sahip olduğu dağın güney yamacı Türk ülkesine (Turkland) uzak değildi." (5.bölüm) Odin’in Don ile İdil nehirleri arasında bulunan, kendini "As" diye niteleyen halkın yaşadığı ülkenin başkentinde Kral veya şef olduğunu ve ülkesinin Türklerle komşu olduğunu açık bir şekilde görmekteyiz. Tarihi bilgiler ve adı gecen eserdeki diğer bilgilerin ışığında Odin'in, M.S. 3. yy da Karadeniz'in kuzeyine gelen Got'lardan olduğu, Don ve İdil nehirleri arasına hakim olan Got kabilesinin lideri olduğunu, Germanarik in Hıristiyan olması sonrasında yaşanan süreçte pagan inancını koruyarak ana yurdu olan İskandinavya'ya (Gotaland) Avrupaya Hun akınları başlamadan, kabilesiyle geri döndüğü ve İskandinavya'da Viking krallığını kurduğu anlaşılmaktadır. Viking’lerin 9.yy sonuna kadar pagan inancını korudukları bilinmektedir (İbni Fadlan-Fazlan, Seyahatname) Odin İskandinavlara okuma yazmayı (Runik alfabeyi) öğretmiştir. Odin öncesi İskandinavyada yazı yoktur. Odin öncesinde İskandinav takviminde bir yıl on ay dır. Odin buna iki ay daha ilave etmiştir. (Muhtemelen Türk'lerin 12 aylı takviminden esinlenmiştir) Odin’in aynı zamanda sihirli-büyülü (Magic) güçleri vardır.





Ayaklanmalarla, canına ve milletine yönelen tehditlerle, dünyayla baş ederek geçen bir hayat! Avrupa, Amerika, İtalya, Fransa, İngiltere, Rusya gibi yabancı güçlerle bitmek bilmeyen diplomatik pazarlıklar, imparatorluğu oluşturan çeşitli toplulukların baş kaldırısı, içerideki siyasi kargaşa başlıca uğraşıları. Gün geliyor en yakınına güvenemiyor. Ancak iman gücüyle dayanılabilecek bir mücadele. Abdulhamid’e yönelen eleştirileri düşünürken, günümüzdeki bir köşe yazarının “Siz silahlı kalkışma içinde bulunan hangi örgüt biliyorsunuz ki orada devlet eylemcilere karşı silah kullanmasın” sözü, gözüme takıldı.




III. Osman (1754 - 1757)
II. Abdülhamid (1876 - 1909)
Mehmed Vahdeddin (1918 - 1922)









